24 Şubat 2012 Cuma

Bir Kentin Yıldızının Parladığı Üç Döneme Yolculuk

Bir antik kent düşünün ki bu kentin en eski kalıntıları günümüzden 7 bin yıl öncesine dayansın, kent ve çevresinin araştırılmasına başlanmasından bu yana neredeyse 150 yıl geçsin, Anadolu'nun en ihtişamlı kütüphanesini barındırsın ve bu antik kentin tarih sahnesinde 3 defa yıldızı parlayarak tarihteki önemi hiç eksilmesin ve de son bir ipucu; bu kentin adı Hitit metinlerinde "Balarısının kenti" olarak geçsin. Yüksek ihtamelle yanıtınız günümüzde İzmir'in Selçuk ilçesi sınırları içinde yer alan Ephesos/Efes olacaktır. 
Ephesos antik kent kalıntılarının büyük ve aynı zamanda en ihtişamlı bölümü Panayır Dağı'nın (Koressos) güney ve batısındaki yamaçlarında, Bülbül Dağı (Pion) eteklerinde ve aradaki vadide bulunmakta. Ancak ben ilk olarak İzmir'den Selçuk ilçe merkezine geldiğimden ilk durağım şehir merkezindeki Efes müzesi oluyor. 
Müzeye girişteki ilk bölüm İmparator Kültü Salonu...
 



  
Priapos Kültü; kırların, bağların ve bahçelerin koruyucusu, Dionysos ile Afrodite'nin oğluydu. Roma döneminde arıcılar, balıkçılar ve denizciler başta olmak üzere Ephesosluları kötü gözden ve nazardan korurdu...

Yamaç Evler 7 numaralı odadaki duvarda yer alan freskler nedeniyle Sokrates Odası adı verilen oda...


Kuretler caddesindeki Yamaç Evler'den çıkan buluntulardan biri, Yunus Üzerine Binmiş Eros Heykelciği...

MS. 2.yy başlarında tıp ve felsefe eğitiminin verildiği Mouseion'da, tıp sanatının dört dalı olan diagnostik, cerrahi, doktor aletleri yapımı ve tıp edebiyatı yarışmaları düzenlenirdi...

Mouseion'da ders veren ünlü hekimlerden biri olan Ephesos'lu Rufus'un o zamanki sözleri geçerliliğinden hiçbirşey kaybetmemiş: "Hastaya sorular sorulmalıdır. Bu sorular yardımıyla hastalıkla ilgili çok şey öğrenilebilir, daha iyi bir tedavi mümkün olur. Hastalığın ne zaman başladığı da önemlidir. Ayrıca, hastanın hayat görüşü ve rüyaları da sorulmalıdır. Böylece ruhsal sağlığı da öğrenilebilir."
Asklepios Kültü...

Yaralı Gladyatör...

Çeşme Üniteleri Salonu...

Dinlenen Savaşçı Heykeli...

Eros...



Avlu'da Ephesos yakınındaki Belevi'de bulunan Mausoleum parçaları, anıtların kabartmaları ve lahitler sergileniyor...




Tekrar içeri girip Ephosos Artemisi Salonu'na girdiğimizde Artemision kazısında bulunan adak eşyalarını görüyoruz...

Bunlardan en önemlisi Prytaneion'da bulunmuş olan Artemis Aphesia heykeli...

Müze dışında yer alan gladyatöri betimleyen kabartmalar da incelenmeye değer.


Selçuk Müzesi'nden çıkıp Ephesos'un yıldızının parladığı iki 2. ve 3. devrin şahitleri olan eserleri görmek için Asurluk tepesine yol alırken üzerinde TURKEY yazan bu reklam tabelasıyla karşılaşıyorum. Günümüz insanı yaşadığımız toprakların tarihini o kadar özümsemiştir ki Tanrılar bile bıyıklı olmuştur artık!...

Ephesos tarihi; Kuruluş, aynı zamanda 1. ve en parlak dönemi de olan Roma İmparatoru Augustus dönemi, Roma Hakimiyetindeki Hıristiyanlık sonrası dönem ve Ephesos'un yıldızının parladığı son dönem olan Selçuklular dönemi şeklinde kaba hatlarıyla dörde ayrılabilir.  
Ephesos'u gezmeye bu açıdan bakınca kronolojik olarak tersten başlıyorum. Ephesos ilk olarak 1090 yılında Selçuk beylerinden Tengribirmiş tarafından ele geçirilmişse de bölge nihayi olarak 1304'de Bizans egemenliğinden koptu. 1375 yılında yapılmış olan İsa Bey Camisi de bu dönimin canlı bir şahidi olsa gerek... 


Ayasuluk tepesinin güneybatı yamacında yer alan cami, Aydınoğlu İsa Bey tarafından Mimar Şamlı Dımışıklıoğlu Ali'ye yaptırılmış...


Cami Selçuklu mimarisinin taç kapısının yanı sıra Osmanlı mimarisinin geleneksel süslemelerini birlikte barındırıyor...



Ayasuluk tepesi, St. Jean'in bir unvanı olan Hagios Theologos olarak da anılırdı. Ayasuluk tepesine tırmanmaya devam ederken yukarıdan İsa Bey Camisi'nin görünümü.

St. Jean Bazilikası/Kilisesi, Ayasuluk tepesinin güney yamacında yer almakta...


St. Jean Theologos, Hz. İsa’nın havarisi, İncil’in ve Apokalypse’nin yazarıdır. Başlarda sadece mezarı bu alanda bulunuyorken İmparator Jüstinianus ve karısı Theodora (527-565) tarafından haç planlı, kubbeli yeni bir bazilika yaptırılmıştır...




St. Jean Bazilikası'nı kuşatan yaklaşık 1 kilometrelik sur yapılırken kullanılan Artemis Tapınağı'dan getirilen taşlar dikkati çekiyor. Günümüze kadar sağlamlığını koruyan güneydeki Takip Kapısı olarak adlandırılan ana kapıdan geçerek aşağıya inerken aynı zamanda Ephesos ve çevresinin kuruluşuna da doğru gidiyorum.

Şimdiki adı Ayasuluk olan tepe, MÖ. 3 binlerde Arzawa-Mira krallığı Dönemi’nde Apasa (balarısı) adıyla anılıyordu. Daha sonra Ephesos adına dönüşüyor. Lydia Kralı Kroisos Ephesos’u alıncaya kadar (MÖ. 560) kent burada yer alıyorken Kroisos’un zorlamasıyla kent, dünyanın yedi harikasından biri olarak sayılan Artemis Tapınağı çevresindeki yeni yerine taşınır. 
MÖ. 560-550 yıllarında tarihlenen Arkaik Artemision, görkemiyle antik çağda bütün ilgiyi üzerine toplar. Herostratos adlı biri şöhret olma isteğiyle İskender'in doğduğu yıl da olan MÖ. 356'da tapınağı ateşe verir. Bence bu konuda da gayet başarılı olmuştur! Bu alana MÖ. 334-250 tarihlenen Yeni Artemision yapılmışsa da günümüze "İngiliz Çukuru" adı verilen yerde bu şaheserin temelleri ve ayağa kaldırılmış sadece bir sütun kalabilmiştir. Tabi bir de British Museum'daki Artemis tapınağı emanetlerimizi saymazsak!...

Ephesos'un en parlak dönemine yani "Metropolis Asiae" olduğu döneme doğru yol, Selçuk'tan yaklaşık 3 km uzaklıkta. Ben bu yolu yürümeyi tercih ediyorum. 
Ephesos; Yamaç evleriyle, Celcius Kütüphanesi'yle yeni bir yazıya konu olmayı hak eden güzellikte ve ihtişamlı bir antik kent. Ephesos kentinin yıldızının en parlak olduğu o ilk döneme olan yolculuğum devam edecek...