13 Kasım 2013 Çarşamba

Ildır'da Ava Giderken Avlanmak


Yazlıkta yapılan tatillerin birkaç iyi yönü varsa bu sayının en az iki katı kadar dezavantajını saymak mümkündür. Annem ile ben, Farmakoloji'ye başlamadan önceki boş zamanı değerlendirerek annemin yengesine ait İzmir Şifne'deki yazlığa geldik. Burası hem Alaçatı, Çeşme gibi eğlence merkezlerine hem de Ildır Erythrai, Selçuk Ephesus gibi tarihi merkezlere yakın, sessiz sakin bir yerleşim bölgesi. Yazlıkta yapılan tatillerin en büyük dezavantajı bence rahatlıktan evde çakılı kalmak, gezmemek! Biz bu hataya düşmüyoruz ve Nesrin Abla ve Merve'nin öncülüğünde küçük şirin bir ege kasabası olan Ildır'daki Erythrai antik kentine doğru dördümüz yola çıkıyoruz.



Ildır'a giden dolmuşu beklediğimizi düşündüğüm anlarda Nesrin abla ile artık ahbap olduğu Migros servisini beklediğimizi ve servisin saatine göre çıktığımızı, Nesrin abla ile şoförün konuşmalarından fark ediyorum.
Migros servisini dolmuşcasına kullanarak biraz da yürüyerek Ildır'a varıyoruz. Ildır aslında eski bir Rum köyü, o zamanki adı da Litri. Ildır köyü, Erythrai üzerinde kurulu şirin bir ege kasabası. Annem ve Nesrin Abla antik kentin meşhur bekçisi Mustafa Amca'nın yanında oturmayı antik kenti gezmeye yeğliyorlar.

Erythrai kırmızı anlamına gelen adını kurucusu olan Giritli Rhadamanthys'in oğlu Erythros'tan alıyor...

Günümüzde küçük bir köyde köşede kalmış bir antik kent olmasına rağmen İonia kentleri arasındaki siyasal birliği oluşturan ve M.Ö. 9. yüzyılda kurulan Panionion'a Erytrai da üyeymiş.
Kuzey yamaçta kalan tiyatro günümüze bozularak kalmış olsa da tarihte yakın ilişkide olduğu Bergama'daki tiyatroya göre daha ihtişamlı geldi bana...


Merve'ye artık bu kadar manzara yeterli diyerek aşağıya inmeye ve Mustafa Amca ile muhabbete doğru yol almaya ikna ediyorum.



Mustafa Amca'nın daha siz bir şey görmediniz bir de deniz tarafına çıkmanız lazımdı uyarısıyla geri dönerek yeniden tiyatroya tırmanıyoruz zaman kaybetmeden.Ve sonunda panoramik Ildır ve eşsiz Ege Denizi manzarası...

Kentin karşısında körfezde kurulan dört adaya antik Hellen Çağı'nda Hippoi yani 'atlar' adı veriliyormuş...

Tepe üzerinde görülebilecek ilk yapı M.Ö. 7. yüzyıl sonu tarihli Athena Tapınağı iken diğer yapı ise Matrone Kilisesi...



Bizim gezdiğimiz zamanda ören yeri araştırılmaya devam ediyordu. Ankara Üniversitesi'nden Doç Dr. Ayşe Gül AKALIN ORBAY tarafından yürütülen araştırmaların ayrıntısına link ten ulaşabilirsiniz...


Annem ile Nesrin Abla'yı da alarak yazlığın tek düze rutin tatil anlayışına doğru gidiyoruz...


Dolmuş beklerken önümüzde gri bir araç duruyor ve içinde oturan üç uçarı yabancı turistin 'How can we go to Çeşme?' sorusuna maruz kalıyoruz. İşte tam da bu andan itibaren ava giderken avlanmaya turist iken ev sahibi olmaya başlıyoruz, fark etmeden! Yabancı turistler tamam deli ama bizim aile onlardan da deli. Gerekli yanıtları bana verdirip hemen arabaya atlıyorlar. Bana da dolmuş beklemek düşüyor böylece.

Dolmuşta gelirken annemile telefonla konuşurken bir şekilde 'eve gelin biz size otel buluruz' demiş olduklarını öğreniyorum. Ben eve gelince sofra kurulmuş dolmalar hazırlanmış aynı dili konuşmasalar da muhabbet koyulaşmış olarak buluyorum. Benim de tercümanlık görevim gelmem ile başlamış oluyor.
Avusturalyalı bu genç insanlar gayet uçarılar. Biri hukuk diğeri sosyal çalışmacı bir diğeri ise antropolojide okuyorlar -ki çektiği ölü hayvan iskeletlerinin korkunçluğuyla en akılda kalıcıydı-.


Yemekler tahminen o kadar güzel geldi ki 'sizin bahçede kamp kursak mümkün mü?' dedi arkadaşlar. Maalesef mümkün değildi çünkü Avrupa'da böyle bir soruyu biz sorsak muhtemelen geceyi karakolda geçirirdik. Kısasa Kısas ne yapalım...
Güvenli ve kaliteli uygun bir otel seçimini trivago web sitesi üzerinden gerçekleştirdik. Bize bu dar zamanda çok yardımcı oldu. Ildır gezimiz alışık olmadığımız bir şekilde sona erecekti ufak da olsa bir saksofon dinletisiyle.


Unutmadan yazıyı hazırladığım zamanlarda ufak da olsa Mustafa Amca ile ilgili Mustafa Tütüneken'e ait kısa film kaydına rastladım. Şahsına münhasır sohbeti için birkaç dakika ayırmaya değer.

Hiç yorum yok: