23 Temmuz 2009 Perşembe

Bumbar’ ın İzinde

Kurban bayramları bazıları için yeni ve güzel elbiseler, rengarenk şekerlemeler, toplanan harçlıklar, çoktandır görmediklerimizle hasret gidermek için bir fırsatken bizim için bayramın önemi çok farklıydı. Bizim için yılda bir defa da olsa “Bumbar” yeme şansı anlamına geliyordu. Yapısı itibariyle ince ve uzun olan bu yöresel yemeği çatal kullanmaksızın (spagetti misali) sonunu bilmeksizin yemeğe çalışmanın zevki anımsayabildiğim bir çocukluk hatırası…

Babaannemin Bumbar’ ı da belki de sonunun nerede biteceğini bilmeden yemeğe başladığım Bumbar’ ın ilk kısmı…



Babaannemin hazırladığı enfes kahvaltı ile Siirt yolculuğuma hazırlanıp yola koyuluyorum. Ulaşım ücretleri gayet makul ve yanınıza hoş sohbet bir amca da varsa o 45 dakika su gibi geçiyor.

Siirt’ teki ilk günüm bir süredir görüşemediğim akrabalarımla hasret gidererek bir de 3 kişi tarafından ancak yapılan devasa Bumbar’ ın tatlı hayaliyle geçti. Akşam yemeğinde Müzeyyen Teyze’ nin Bumbar’ ı ne Ankara’ daki ne de Batman’ dakine benziyordu! Ne kadar nefis olmuşsa o kadar da çoktu Bumbar. Ertesi günkü öğle yemeği menüsü ne mutludur ki yine Bumbar’ dı!
Aslında Bumbar hakkında ufak da olsa bir bilgi vermemin vakti geldi geçiyor bile… Mahalli adı “Cokat” olsa da tarafımca halen Bumbar olarak bilinmeye devam eden bu yemeğin kısaca yapılışı şöyle: önceden temizlenmiş (annem bu konuda çamaşır suyunu kullanan ilk kişidir) kalın bağırsakların bir ucu dikilir. Yıkanmış pirinç, maydonoz, karabiber, isteğe bağlı salça ve kıyma karıştırılarak içine konulduktan sonra açık olan diğer kısmı da dikilir. Kaynar suda pişirilerek afiyetle yenir…

Kardeşime en güzel hediye Bumbar’ dır diyerek Siirt’ teki son günümde Bumbar’ ın izinde Siirt’ in bol Camili yollarını Mustafa Amca ile arşınlamaya başlıyoruz…


Her ilde nasıl bir valilik binası PTT şubesi varsa illaki bir de Ulu Camii vardır. Siirt Ulu Camii’ yi diğerlerinden ayıran ilginç özellikleri var. Caminin tam yapılış tarihi bilinmese de 1129 yılında Selçuklu Sultanı Mugiziddün Mahmut tarafından onarıldığı ve buradaki hamam ve dükkanlar yine bu dönemde camiye eklenmiş olduğu bilinmekte...





Siirt’e ilk gelişimde Ulu Camii' nin göz alıcı turkuaz renk çinili eğik minaresi beni hayran bırakmıştı...



Aradan geçen 8 yılda restorasyon görmüş belli ki.


Camiden çıkışta Mustafa Amca ile birbirimizi kısa bir süre kaybettikten sonra aradığım Bumbar’ ı çok kolay buluyorum. Temizlenmiş tuzlanmış buzluğa atılmaya ve Ankara’ ya uçmaya hazır kocaman bir Bumbar’ a 7 TL vererek Ulu Camii’ den aşağı inmeye devam ediyoruz. Yolda Büryancı ile de karşılaşıyoruz. Büryan sabahtan yapıldığından en geç saat 14’e kadar taze yenmesi daha makbul olduğundan Büryancı Ali’ yi istemeyerek de olsa geçiyoruz…
Küçük illerin en güzel kısmı bir şeyi ararken başka şeylerle de karşılaşmak olduğunu yine kanıtlıyor Siirt. Siirt’ in meşhur battaniyesini araştırıp, Pervari Balı’ nın diyabetik olanlarının da yapılıp yurt dışına nasıl ihraç edildiğini dinlerken Siirt’ in sembollerinden biri fıstıksa diğeri Saat Kulesiyle de karşılaşıyoruz…


Ahlat taşından yapılmış olan Saat Kulesi’ nin yapım yılı yakın bir tarih olan 1977…


Siirt Fıstığı’ nın heykelini görmüş bile olsak bu bizi tabi ki tatmin etmiyor ama artık geç olduğunu düşünerek merkezde görmek istediklerimizi gördük diyerek Murat Abi ile buluşmaya gidiyoruz.


Siirt’ in tek süpermarketinde buluşuyoruz. Aslında aradıklarımızın; Siirt Fıstığı’ nın, gerçek Pervari Balı’ nın burada olduğunu sevinçle fark ediyoruz. Üstüne de bize ikram edilen keçi sütünden yapılmış en az Kahramanmaraştakiler kadar güzel bir dondurmayla serinleyip Bumbar' ımın da içinde bulunduğu çantamı markete bırakıp Tillo’ ya gitmek için yola çıkıyoruz.


Bumbar' ın yolculuğu burada bitmedi kuşkusuz… Bumbar Tillo dönüşü bırakıldığı yerden alındı ve Batman’ a getirildi. Babaannemin buzdolabında kısa bir ziyaretin ardından Ankara’ daki buzluğumuzda az önceye kadar serin bir şekilde ikamet ediyorken –en azından bir kısmının- keyfi kaçtı…


Annem tabakları doldurdu bile!


Laf aramızda benim Siirt yemekleri arasında favorim “Perde Pilavı” da olsa şu rahatı bozulmuş olan Bumbar' ın sonunu bilmeksizin yemeğe çalışmanın zevkini tekrar yaşayacağım izninizle...