3 Eylül 2010 Cuma

Eski Mardin Sokakları'nda

Mardin'de Ankara'dan gelecek arkadaşlarla buluşup Mardin ve çevresini gezme aşkıyla sabah erkenden kalkıyorum veya ben erken kalktığımı zannediyorum. Benden daha erkenci olan babaannem bana mükellef bir kahvaltı hazırlamak için erkencecik kalkmış. Babaannem sayesinde tıka basa yedikten sonra Batman'ın eski otogarı şimdinin Batman ilçe otogarına, Mardin minibüslerinin kalktığı firmanın yazıhanesine gidiyorum. Minibüs biraz rötarlı da olsa kalkıyor. Aslında fazla bir kalite beklemiyorken herkesin numarasının belli olması ve de Nilüfer Turizm'in aksine Sünger Bob keki ve çakma Tang'ten çok çok daha kaliteli bir servisinin olması beni şaşırtmıyor da değil...

Minibüs ile Hasankeyf'ten geçerken yine heyecanlanıyorum. Ailecek otobüsle gidilen tatillerde denizin mavisi ile ilk karşılaşmanın bana zamanında verdiği coşkuyu Hasankeyf'i görünce tekrar hissediyorum.

Mardin'e geç kaldım; Ankara' dan gelecek olan Selami Ağabey ve Selami Ağabey'nin Ankara Trekking Grubu'na nasıl yetişeceğim telaşı Selami Ağabey ile yaptığım konuşmayla sona eriyor. Ekibin Şanlıurfa ve Atatürk Barajı' nda oyalanacağını öğreniyorum. Mardin'in girişindeki otele eşyalarımı yerleştirdiğimde saat 10 olmuş bile! Oradan doooğru Eski Mardin'e!
Eski Mardin'e ulaşım şehir içi dolmuşlarıyla oldukça rahat. Boşuna dememişler can boğazdan gelir diye ilk önce Selami Ağabey'nin önerdiği Kebapçı Rido'yu buluyorum ve kaybetmemek üzere kaydediyorum. Gelin görünki yerini tam olarak aklımda tuttuğum tek yer de burası oluyor!
Kebapçı Rido'yu hak etmek için gezmeye başlıyorum.Mardin'deki tarihi yerlerin adları dışında her türlü yön ve navigasyon bilgisini bir tarafa bırakarak çay bahçelerinin yanında bir yapıyla karşı karşıya geliyorum...



Mardin'in; evlerin altından geçen alt geçit, tünel anlamına gelen "Abbara"larında dolaşırken "Acaba şuraya nasıl inerim, girişine nasıl ulaşabilirim?" diye sorabileceğim, bana yardımcı olabilecek yerli halktan birini gözlerim arıyor...

Hakan, "Bugün 24 Nisan olduğundan okul yok -yaşasın!- ve sokakta boş boş dolaşacağıma seninle gezebilirim" diyor. Böylece ileride öğretmen olmak isteyen gözleri pırıl pırıl enerji dolu bir ekip arkadaşım oluyor...
Yolumuza ilk olarak 1364 yılında Artuklu Sultanı I.Salih Mahmut tarafından yaptırılmış olan "Melik Mahmut Camisi" veya diğer adıyla Bab'es Sur Camisi çıkıyor...

Ufak bir tadilat var gibi...

Biz yerimizde duramıyoruz ve camiyi gezmeden önce caminin damından eşsiz Mardin mimarisinine dalıyoruz...

Caminin yanında camiye adını veren Melik Mahmut' a ait bir de türbe mevcut...

En az Şahmeran Efsanesi kadar meşhur olan çöp toplama işleminde kullanılan "Mardin Eşekleri"yle ne kadar dolaşmış olsak da rastlaşamadık...

Evler genelde restore edilmiş. Restore edilmeyip halen kendi "daha özgün" halinde kalan birkaç ev. Ekip durmak yorulmak bilmez olunca tırmanmaya başlıyoruz...

Mardin evleri genelde alt katın hizmet edenlerin, üst katın ise ev sahiplerinin yaşam alanı olduğu iki kat şeklinde 18-20 yüzyıllarında inşa edilmiş...

Artık acıktığımız hissediyor ve Kebapçı Rido'nun yolunu tutuyoruz...

Adana'da değilsen canın Adana Kebap çektiyse ve Mardin'deysen dünyanın en şanslı insanı sensin demektir! Tek kötü tarafı o kadar güzel kebabı götürdükten sonra yeniden yollara düşmek zor oluyor...

Mardin Müzesi meydanda yer alıyor. Bina 895 yılında katolik patrikhanesi olarak yapılmış. Bina aşağı yukarı her türlü kuruma ev sahipliği yapmış. Şu anki müze binası MSP İl teşkilatı, sağlık ocağı ve karakol olarak bile kullanılmış...

Müzede M.Ö 4. binden 7. yüzyıla kadar olan dönem eserlerin yanı sıra etnoğrafik eserler de sergileniyor...

Tarihi bir sağlık ocağında çalışmak zevkli olurmuş.Tabi o zamanın tanı ve tedavi koşulunda değil de günümüz teknolojisini kullanarak. Malum diyabet tanısı koymak pek de iç açıcı değilmiş zamanında...

Neredeyse tüm Mardin gezimiz boyunca bize eşlik eden Ulu Cami'ye gitmeye Hakan ile karar veriyoruz. Yolumuz üstünde bizi en son meslek lisesi olarak kullanılmış nerdeyse yıkıntı halinde olan br yapı karşılıyor. Ama sırtımızı binaya dönünce bundan çok daha önemli muazzam bir manzara bizi bekliyor...

Ulu Cami'ye giderken Zinciriye Medresesi tabelasını görünce fikir değiştiriyorum ve rotamız tam ters istikamet oluyor...

1385 yılında Artukoğlu Sultanı Melik Zahir İsa tarafından yaptırıldığından Sultan İsa Medresesi olarak da anılır...

Restorasyondan geriye bırakılmış orjinal taş kısmın ışık oyunu gerçekten ilginç. Sadece güneş ışığı ile aydınlatma güzel fikir...

Mardin'de belli başlı yapıların yapımında imzası olan Serkis Elyas Lole'in mimarı olduğu, şu anda da postane olarak kullanılan yapının taş işçiliği görülmeğe değer....

Hakan ile dolaşmaya devam ederken aslında Hakan ile tanışma nedenimiz de olan Şehidiye Medresesi'ne varıyoruz. Girişini bulamadığım yer Şehidiye Medresesiymiş.1260 tarihli yapının yapımı Artuklu Sultanı I. Necmeddin Gazi zamanında gerçekleşmiş...

Medresenin avlusunda yer alan caminin yapılış tarihi ise daha yeni bir tarih olan 1917...

Hakan ile yükseklerde dolaşmaya devam ediyoruz.Tüm evler birbirinin manzarasını kapatmayacak şekilde inşa edilmiş...

Mardin'e gelinip de ilk gezilecek camiye yani Ulu Cami'ye artık yavaş yavaş yaklaşıyoruz.

1176 tarihinde Artukoğlu Sultanı II. İlgazi Kubettin tarafından yapılmış. Eski adı ise Camii Kebir...

Avlu silme "anlatayım mı ağabeyci" çocuk kaynıyor bir kısmı da Hakan ile mahalle arkadaşı. Bizim Hakan'a sataşıyorlar ama Hakan da altta kalmıyor. Ufak çapta itişme kakışma Japon turistlerin gelmesiyle son buluyor...

Caminin içi en az dışı kadar güzel...

Hz. Muhammed'in sakalının cep telefonuyla çeken kızlar ironi bu olsa gerek...

Gezimin sonunda Hakan'ı ait olduğu yere yani arkadaşlarının yanına bırakıyorum. Sarmaş dolaş olup Hakan ile ayrılıyoruz...

Diyeceksiniz yazının başında bir Ankara Trekking grubu vardı diye. Şanlıurfa-Mardin karayolunu "trekking yaparak gelelim demişlerdir" denilecek kadar geç ulaştılar Mardin'e. Artık yarın Hakan ile kazandığım Mardin tecrübesini hem Selami Ağabey'nin ekibiyle paylaşırım hem de tek başıma gidemeyeceğim merkez dışında kalan fotograflanacak yerleri keşfederiz.